Karadeniz’in bir köy evinde, yükseklerde, 120 yıl boyunca tavan kirişi olarak duran bu kestane, dağın havasını, yağmuru, rüzgârı ve sessizliğini içinde taşıdı. Sobanın dumanını, ocakta pişen yemeklerin kokusunu, çocukların koşuşturmasını, akşamları yanan lambanın ışığını damarlarında sakladı. Zaman onu yormadı; aksine, her geçen yıl biraz daha ağır, biraz daha derin bir karakter kazandırdı. Marangozhane Abanoz’da bu kestaneyi yeniden hayata döndürdük. Üzerine kalın cila sürmedik, izlerini kapatmadık. Budakları, çatlakları, eski çivi yerleri olduğu gibi kaldı. Çünkü biz, bir ahşabın en güzel halinin, yaşanmışlığında saklı olduğuna inanıyoruz.
Bu masa artık sıradan bir eşya olmaktan çoktan çıktı; Karadeniz’in yüksek yaylalarından, o sisli, yemyeşil vadilerden taşıdığı sabırla, toprağın bin yıllık sessiz tanıklığını, zamanın usul usul işlediği derin bir ruha kavuştu.Dokunduğunuzda, sanki o eski köy evinin kokusunu, rüzgârını, sıcaklığını parmak uçlarınızda hissediyorsunuz. Bazı ahşaplar eskimez; sadece başka bir hayata başlar.



